Bu Kategoridesiniz : 10 Ekim 2016 Pazartesi 07:03

BEKLENTİ

Köşe Yazarı Bilgehan Bilgin

Bilgehan Bilgin

     Hepimiz için bir milat daha geçti.  Bir çoğumuzun okul açılma telaşı ile birlikte bir bayram daha geçti.  Bayramdan önce çoğu işimizin sonucu  için “bayramdan sonra”  kelimesini çok söyledik ve duyduk. Kimilerimiz rejime başlayacaktı. Kimilerimiz için bir işin başlangıcı olacaktı. Kimilerimiz için de  bahaneye dönüşerek  istekler ve işler ötelendi. Bayramda bitti. Şimdi sırada ne var? Ne olacak şimdi sırada seçim var.  O da geçecek Yılbaşı gelecek. Bizde bahaneler hiç bitmeyecek.  Gelecek haftaki konumuz bahane olacak şimdiden giriş yapayım dedim.

    Beklenti, Bahane ve Hedefler birbiriyle kardeş kelimeler. Bu üçünün birbiriyle tutarlı olması mutlu bir başarıyı beraberinde getirir. Şimdi orada birkaç kişi duyar gibiyim. Mutsuz başarı mı olur?  İçinden Cem yılmaz vari espri yapanları da duyar gibiyim. Maalesef Olur tabii… Her başarılı olanın mutlu mu olduğunu sanıyorsunuz? En önemlisi başarı göreceli bir kavramdır. Ayrıca herkesin ortak fikirle buluştuğu başarılarda yok değildir. İleriki haftalarda başarıyı ele alacağız onun için çok fazla derinlere girmeden konudan uzaklaşmakta fayda var.

      Öncelikle biraz sabır isteyerek her zamanki gibi kelimemizin sözlük anlamına göz atmayı unutmayalım.  “Gerçekleşmesi beklenen şey” Bu kelime anlamlarını genelinde tam açıklamaya çalışsalar da zamanın değişmesinden dolayı eksiklikler ortaya çıkıyor.  Eski zamanlarda insanlar bu kadar hedef odaklı çalışmazlarmış. Bu nedenle beklentileri de çok olmadığından daha mutlu hayat geçirdikleri bir gerçektir.

Eskilerde hedef odaklı çalışmayı bırakın; Hedef diye bir kelimenin varlığı sadece sınavlarda kullanılır. Şimdilerde günlük yaşamda hedefsiz saniyemiz geçmiyor. Bizim ise üzerinde durduğumuz durum hedefin soyut ve yumuşak kısmı gibidir. Nasıl mı? Hedef nasıl olmalı sorusunu sorduğumuzda ilk şart somut olmasıdır. Ölçülebilir olmasıdır. Aksi takdirde hedef olmaktan çıkar. Sınavlar bizim için güzel bir örnektir. Buradan devam edelim. Hedeften örnek verecek olursak 300 puan almayı istemek bu hedeftir. Hatta bu hedefi Matematikten 20 soru  Türkçeden 30 fen’den 25 soru gibi detaylandırdığınız takdirde, gerçek bir hedef koymuş sayılırsınız. Beklenti ise bu sınava girmek ve iyi olabilecek puan almaktır. Beklentileri oluşturan unsur psikolojik durumumuzdur. Hedefi oluşturan unsur ise potansiyelimizdir. Hatta potansiyelimizin biraz üstü koyarsak beklentimizi karşılama oranını arttırmak mümkündür.

     Hedef tam olarak anlaşıldığını düşünüyorum. Bulanık olan ise beklentidir. Anlamı da anlatmak da bir okadar  bulanıktır. Beklenti umut ile hedef arasında kalmış bir kelimedir. Tamamen psikolojimizin ağır bastığı bir durumdur. Oluşan sonuçta mutluluğumuzu etkileyecek en önemli unsurdur. Aynı sınava geri dönelim. Hedefimizi 300 puan koymuştuk. Bu rakam bizim çok çalışarak ulaşabileceğimiz en üst rakam olmalıdır. Asıl potansiyelimiz 270 dir. Ancak çok fazla ve doğru çalışarak 300 puan elde edebilecek potansiyelimiz vardır.

    Hedefimiz 300 puanı aşmamalıdır. Beklentimizi oluşturan unsurlardan biri de gerçek potansiyelimizin farkındalığıdır. Beklentiler psikolojiktir ancak bu psikoloji en üst seviyede olsa da hiçbir zaman en zirve nokta için beklentiye girmezsiniz. Örneğe geri dönmek gerekirse orta halli bir öğrenci Boğaziçi Üniversitesini kazanmak için beklentiye girmez. Kazanamazsa bile üzülmez. Çünkü Boğaziçi Üniversitesi zirvelerden biridir. Kendi potansiyelini de psikolojik olarak farkında olduğundan üzülmez. Ancak burada kritik nokta nedir? Örneğe geri dönersek: 300 puan Uludağ Üniversitesi olsun. 320 puan da Hacettepe Üniversitesi olsun  270 puan ise Dumlupınar üniversitesi olsun. İşte asıl kritik olan burasıdır.  Biz psikolojik durumumuzun çok iyi olduğu durumda puanı 320 olan Hacettepe Üniversitesini kazanmayı beklersek ama 300 puan almak için Uludağ üniversitesini hedefler ve 270 puan alarak Dumlupınar üniversitesini kazanırsak, sanki hiç kazanamamış kadar üzülürüz. Bu üzüntü bizim çevremize ve eğitim hayatımıza olumsuz etki yapacaktır. Bu nedenle olması gereken beklentimiz 270 puanla Dumlupınar üniversitesi, hedefimiz 300 puanla Uludağ üniversitesi olmalıdır. Çünkü gerçek potansiyelimiz 270 puandı. Potansiyelimizi çok daha fazla  ve doğru çalışarak 300 puana Uludağ Üniversitesini kazanmayı hedeflemek olmalıdır.

      Bu durumda yine Dumlupınar Üniversitesini kazanırsak üzüntü olmayacak; olsa dahi çok az olacaktır. Halbuki iki durumda da sonuç : Dumlupınar Üniversitesidir. İlk durumda beklentinin çok altında bir yer kazanıldığı için mutsuz bir eğitim hayatı olacaktır. Bu mutsuzluk alınan eğitimin yetersiz olmasına ve diğer kötü sonuçlara nüksedecektir. Beklentiyi düşük tuttuğumuz durumda ise sonuç aynı olacak ama aynı üniversiteden alabildiklerimizin çoğunu almak için; hevesle eğitimimizi tam alma ve daha iyi sonuçlara varmasına neden olabilme ihtimali artacaktır.

      En kritik nokta potansiyelinizi kendinize dürüst davranarak kavramanız çok önemlidir. Sınavla örneklediğim bu ilişkiyi hayatınızın her noktasında uygularsanız,  aldığınız sonuçlardan mutsuz olmanızı engellemiş olacaksınız ve  daha verimli sonuçlara ulaşma ihtimaliniz yükselecektir.

     Ne iş yaparsanız yapın. Yaptığınız işin, görevin, makamın, isminin hiç önemi yoktur. Nasıl yaptığınız çok önemlidir. Bir iş yaparken hakkını verin. Sindirin. Gerçek bir Uzman olun. Usta olun. Daha sonra bu mantığı çocuklarınıza aşılayarak, onları sigortalamış olun. Yorum ve öneri gönderenlere çok teşekkür ediyorum. Katılımın aryması beni çok sevindiriyor. Yazılarıma daha fazla sarılmama neden oluyor.

 benzer haberler

Edebali’ye tam destek  

Edebali’ye tam destek

Kırsal kalkınmaya tam not  

Kırsal kalkınmaya tam not

‘İstifa da ahlaklı bürokrasinin bir parçasıdır’  

‘İstifa da ahlaklı bürokrasinin bir parçasıdır’