Bu Kategoridesiniz : 17 Ekim 2016 Pazartesi 18:51

Çocuklara yazık olmasın

CUMHURIYET HALK PARTISI GENEL BASKANI KEMAL KILICDAROGLU     COCUK CALISTAYININ ACILIS KONUSMASINI YAPTI                  FOTOGRAF: ZIYA KOSEOGLU/CHP GENEL MERKEZI

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı tarafından düzenlenen CHP Ulusal Çocuk Politikası Çalıştayı’nın açılış konuşmasında “Sosyal devlet kavramını büyük ölçüde unuttuk. Bugün Türkiye’nin karşılaştığı temel sorunlardan birisi sosyal devletin ötelenmiş olmasıdır“ dedi.

CHP Genel Merkezi’nde 15-16 Ekim tarihlerinde düzenlenen CHP Ulusal Çocuk Politikası Çalıştayı’nda, çocuklara ilişkin açıklanan çarpıcı veriler dikkat çekti. CHP Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık’ın açıkladığı verilere göre nüfusun yüzde 29’unu çocuklar oluştururken, her 3 çocuktan biri ise yoksul. Halen 900 bin çocuk işçi olduğunu, 2 milyonun üzerinde çocuğun ise okula devam edemediğini belirten CHP’li Karabıyık, “Sadece 2015 itibariyle bu ülkede 31 bin 337 kız çocuğu evlendirildi. Son 5 yılda ise bu sayı 232 bin 313 olarak tespit edildi. Türkiye, çocuklar arasındaki fırsat eşitliğinde 35 ülke içinde 34’üncü sırada. 6 binin üzerinde çocuk cezaevinde bulunuyor” dedi. Eğitim sisteminin yap boza döndüğünü, her geçen gün çağdaş, laik normlardan uzaklaştırıldığını vurgulayan Karabıyık, Türkiye’de ulusal bir çocuk politikasının mevcut olmadığının da altını çizerek bunun acilen hazırlanması gerektiğini söyledi.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı tarafından CHP Genel Merkezi’nde düzenlenen “CHP Ulusal Çocuk Politikası Çalıştayı”nın açılışında yaptığı konuşma şöyle:

‘’Sevgili dostlarımız, aslında bu toplantı salt bir siyasal partinin toplantısı olmasının çok daha ötesinde, kendi geleceğimizi nasıl belirleyeceğimiz konusunda bana göre Cumhuriyet Halk Partisinin yaptığı en önemli toplantılardan birisi.
Çocuklarımızı hep en iyi koşullarda yetiştirmek isteriz. Onları Türkiye’nin geleceği açısından hem bir güven, hem ailenin övünebileceği birer obje olarak yetiştirmek isteriz. Acaba biz görevimizi yeterince yerine getiriyor muyuz? Bireysel olarak yerine getirdiğimizden hiçbir endişem yok. Her anne, baba çocuğunun üzerine titriyor. Her anne, baba çocuğunun en iyi koşullarda yetişmesini istiyor. Ama biz gerçekten bu duygularımızı bütün çocuklar için taşıyor muyuz? Bana göre asıl sorulması gereken sorulardan birisi bu. Yani çocukla ilgili sorunları toplumsallaştırabiliyor muyuz? Bu soruyu sormamın nedeni, az önce Lale Hocamız da açıkladı, bazı rakamlar verdi. Bu rakamların olduğu bir ülkede çocuk sorunlarının yeterince toplumsallaştırılmadığı sonucuna ulaştırıyor bizi. Önce anaerkil bir toplumduk, sonra babaerkil, ataerkil, şimdi çocukerkil bir topluma doğru sürükleniyoruz, daha doğrusu gidiyoruz. Evde ne dersek diyelim sonuçta çocuğun dediği oluyor. Onun arzularını yerine getirmek için anne ve baba olağanüstü çaba harcıyor. Ama aynı anne ve baba kendi çocuğunu bu kadar dinlerken, sokaktaki çocukları, komşunun çocuğunu yeteri kadar dinliyor mu? Aynı sorunları kendi çocuğu için aşarken içinde bulunduğu mahallenin, kentin veya apartmanın çocukları da benzer sorunlarla karşılaştığında aynı sorunların aşımı için ortak bir çaba sergiliyor muyuz? Bence bunun üzerinde hepimizin biraz durması gerekiyor.
MİLYONLARCA ÇOCUĞUMUZ YURTSUZ
Barınma sorunumuz; diyelim ki çocuğumuz evinden uzakta başka bir kentte ya üniversiteyi kazandı veya ortaöğrenimde bir yere devam edecek. O çocuğun barınma sorunu için anne ve baba her türlü özveride bulunuyor. Ama milyonlarca çocuğumuzun yurtsuz olduğunun çoğu kez farkında bile değil. Kendi çocuğuyla ilgili karşılaştığı bu sorunu aşmak için kendisi çaba harcarken bu sorunu asıl çözmesi gereken hükümetlere hiçbir şey söylememesi, onları bu sorundan soyutlamış olması anlaşılır değil. Demek ki, toplumsal yapımızda sorunların çözümü konusunda farklı bir gözden yurttaşın bakmasını sağlayacak mekanizmaları harekete geçirmek zorundayız.
Aynı şekilde çocuk yoksulluğu, rakamlar verildi, her anne-baba çocuğunun en iyi şekilde beslenmesi için elinden gelen her türlü çabayı gösterir. Kendisi yemez çocuğuna yedirir, kendisi giymez çocuğuna giydirir. Aman çok iyi beslensin, yaşasın vs. vs. Bu çabayı harcayan aile milyonlarca yoksul çocuğun Türkiye’de olduğunun ne kadar bilincinde. Sorunları toplumsallaştırmak ne demek? Bireysel çözümden çıkıp toplumsal çözüme yönelmek demek. Benim çocuğumun sorununu çözmek değil, çocuklarımızın sorununu çözmeliyiz biz. O açıdan bu toplantının, bu çalıştayın bize göre önemi çok ama çok fazla. Eğer biz geniş kitleleri çocuklar konusunda yeteri kadar uyarabilirsek; senin, benim çocuğumun ötesinde bütün çocuklar bizim çocuklarımızdır ve bütün çocukların çok iyi eğitim, çok iyi beslenme, çok iyi barınma olanaklarına kavuşmaları gerekir diye bir toplumsal bilinci geniş kitlelere aktarabilirsek, bence bu çalıştay çok önemli bir görevi yerine getirmiş olacaktır.
NEDEN TÜRKİYE’NİN BÜTÜN OKULLARI ASGARİ BİR STANDARDI YAKALAMAZ
Eğitim konusunda da benzer bir sorunla karşı karşıyayız. Çocuklarımızı eğitimin en iyi olduğu okullara vermek için olağanüstü çaba harcarız. Malum bugünlerde bir Proje Okulları tartışması da var. Ama şu soruyu sormak zorundayız. Neden Türkiye’nin bütün okulları asgari bir standardı yakalamaz ve bunun önündeki engeller nelerdir? Ve siyasal iktidarlar bu engelleri aşmak yerine engelleri derinleştirmek gibi bir rol üstlenmişlerse, anneler ve babalar olarak buna ne kadar ve ne dozda tepki göstereceğiz? Bunun bilinmesi gerekiyor.
YÜZ BİNLERİ BULAN ÇOCUK İŞÇİMİZ VAR
Çocuk işçilik de var. Çocuğumuzun okula gitmesini, oyun oynamasını isteriz. En büyük arzumuz budur. Bir okulun açılışında çocuklara söylemiştim, “Sizin yaramazlık yapma hakkınız var. Yaramazlık yapacaksınız siz. Yaramazlık yapmayan bir çocuk çocukluğunu yaşayamaz. Merak etme, hayatı sorgulama hakkınız var.” demiştim. Hayatı sorgulamazsa, merak etmezse çocuk geleceğini yitirmiş olur. O açıdan çocuğun küçük yaşlarda oyun oynaması gerekirken bir işte çalışması Türkiye’nin geleceği açısından çok ciddi bir kayıp. Üstelik yüzbinleri bulan çocuklarımız var aynı şekilde.
Tabi sağlıklı çocuklar yetiştirmek için güçlü bir sosyal devlete ihtiyacımız var. Güçlü bir sosyal devlet, hani anayasada diyor ya ‘değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen madde…’ Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir. Sosyal devlet kavramını büyük ölçüde unuttuk. Ve bugün Türkiye’nin karşılaştığı temel sorunlardan birisi sosyal devletin ötelenmiş olmasıdır.
18 YAŞINI DOLDURAN ÇOCUKLAR
Değerli arkadaşlarım, değerli dostlarım, size bir mahkeme kararından söz etmek isterim. Eskişehir Birinci Sulh Ceza Hakimliği’nin verdiği bir karardan. Mahkemenin konusu ‘nitelikli yağma suçundan suça sürüklenen çocuklar’ hakkında. Suça sürüklenen çocuklar huzura alınıyorlar. Çocuk Esirgeme Kurumunun yurdundan 18 yaşını doldurduktan sonra kapının önüne bırakılan çocuklarımız. Yargıç soruyor ve yargıca verilen cevap şu: “18 yaşına girince kalacak yerimiz olup olmadığı sorulmadan bizi yurttan çıkarıyorlar. Yurdumuzun müdürü bize; ‘ben sana 18 yaşına kadar bakarım, 18 yaşına girince kapının önüne koyarım’ diyor. Açıkça söyledi bunu bize. Oysa benim ne annem, ne de babam hayatta değiller. Ben çok küçükken annem, babam soba gazından zehirlenmişler.” Uzun uzun anlatıyor. 18 yaşına gelince kapının önüne konuyor ve bu çocuk suça sürüklenmiş oluyor. Yargıç düşünüyor çocuğa acıyor, çocuklarımıza acıyor. Bu şekilde olan bir değil, iki değil, on değil, yüz değil, binlerce çocuk var. Sonunda şöyle bir karar veriyor. Toplam 5 maddeden oluşuyor ama ben izin verirseniz ikinci maddesini okuyayım sizlere: “18 yaşında yurttan çıkarılan bir kişinin gasp suçuna bulaştığı iddiası ile mahkememize alınan sayılı ifade de yetiştirme yurdunda kalan çocukların 18 yaşına geldiklerinde kalacak yerleri araştırılmaksızın sokağa atıldıkları, herhangi bir maddi gelir ve kalacak yeri olmayan bu kişilerin suç işleyebilecekleri, olayımızda ve sorgu için gönderilen evraktan da anlaşılacağından anayasamızın sosyal devlet ilkesi gereği bu toplumsal yaraya acil ve ivedi çözüm bulunması için 2014/78 sorgu sayılı zabıt ile bu sorgu zaptının a) Cumhurbaşkanlığına, b) TBMM Başkanlığına, c) Başbakanlık makamına, d) Bu hassas ve trajik olayın çözümünde katkıları ve destekleri olması amacıyla ana muhalefet partisi ve mecliste grubu bulunan parti başkanlarına gönderilmesine karar verilmiştir” diyor.
BİR YARGICIN FERYADI
Bizim cumhuriyet tarihimizde karşılaştığımız ender yargı kararlarından birisidir. Bu yargı kararı emin olun hiçbir medya organında yer almadı. Zaten asıl sorunumuz da bu. Çocuklarımız diyoruz, geleceğimiz diyoruz, umudumuz diyoruz, Türkiye’nin geleceği diyoruz çocuklarımız. Bir yargıcın feryadı mahkeme duvarlarının arasında yankılanıp ve son buluyor. Merak ediyorum, Cumhurbaşkanı ne yaptı? Merak ediyorum, TBMM Başkanı ne yaptı? Merak ediyorum, Başbakan ne yaptı? Bizim açımızdan diyorsanız, biz bu konularda onlarca önerge, teklifler verdik bu çocuklarımızın sorunlarını aşmak için, ama olmadı. Biz Aile Sigortası’ndan söz etmiştik bir seçim bildirgesinde, Uluslararası Çalışma Örgütünün 102 sayılı sözleşmesi, son sigorta dalının Türkiye’de uygulanması. Ailenin ve dolayısıyla çocukların bir bütün olarak sosyal devletin koruması altına alınması, güvencesi altına alınması, ama bunların çoğu gerçekleşmedi. Yeri geldiğinde çocuklarımızı 23 Nisan’da Cumhurbaşkanı koltuğuna oturtuyoruz. Başbakanın koltuğuna oturtuyoruz. TBMM Başkanının koltuğuna oturtuyoruz ve onların düşüncelerini alıyoruz. Eminim bu 23 Nisan’da bir çocuğumuz bu mahkeme kararını alır, bu mahkeme kararı konusunda ne yaptıklarını yanında oturan Başbakana ve Cumhurbaşkanına sorar. Çünkü o soruyu sorması bir çocuğun kendi arkadaşlarını koruması açısından çok ama çok önemli. Belki sorunu böyle toplumsallaştırmış oluruz.
Vereceğiniz katkı sadece bizim partimiz açısından değil, Türkiye açısından son derece önemli. Buna yürekten inanıyorum. Katıldığınız için, bizim düşünsel zenginliğimize katkı yapacağınız için, en azından bize bir yol haritası göstereceğiniz için, bu güzel çabalarınız için bütün katılımcıları yürekten kutluyorum.’’

 benzer haberler

Edebali’ye tam destek  

Edebali’ye tam destek

Kırsal kalkınmaya tam not  

Kırsal kalkınmaya tam not

‘İstifa da ahlaklı bürokrasinin bir parçasıdır’  

‘İstifa da ahlaklı bürokrasinin bir parçasıdır’