Bu Kategoridesiniz : 29 Aralık 2016 Perşembe 19:54

Ülkenin kaderi tek kişinin psikolojisine mahkum edilecek!

 

irgil2Anayasa Komisyonu’nda konuşan CHP Bursa Milletvekili Dr. Ceyhun İrgil, “Denge denetimi olmayan bir Anayasa, Anayasa değildir. Tek kişi için yapıldığından dolayı adı ancak ‘Banayasa’ olabilir” dedi. Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerinin seçimle aldığı millet iradesini tek bir kişiye devretme hakkı olmadığını vurgulayan İrgil, “Bu Anayasa, bu nedenle, ‘milletsever’ milletvekillerinin değil, ‘lidersever’ milletvekillerinin eseri olacaktır” diye konuştu. CHP’li İrgil, Anayasa değişikliğinin üç özelliğinin çok sakıncalı ve tehlikeli olduğunu belirterek, bu özellikleri tek adamda toplanan yetki, yargı bağımsızlığının ihlal edilmesi ve yetersiz denetim mekanizması olarak sıraladı. İrgil, şöyle devam etti:

“Denetimsiz veya yeterince denetlenmeyen tek kişi ne anlama gelir? Buna biraz kafa yormalıyız. Bu tek kişi, her şey bir yana, bir psikolojiyi ifade eder. Bu Anayasa değişikliğini getirenler bir sosyolojik bütünlüğü, sosyolojik birikimi, sosyolojik meseleyi aslında bir psikolojiye götürmeye çalışıyor. Yani bir psikolojiye teslim etmeye çalışıyoruz. Bu psikolojinin ne önemi var? Hitler, 1923’le 1933 arasında, sadece on yılda, yetişmiş, bilgili, altyapısı, felsefesi olan Alman toplumunu herkesi yakabilir, sabun yapabilir hâle getirebildi. Faşizm ya da diktatörlüğe geçmek çok kolaydır.”

YA BİR GÜN VESVESEYE KAPILIRSA!

İrgil’in konuşmasından satırbaşları şöyle:

. Bugün tüm yetkileri devredeceğiniz, denetimsiz olarak devredeceğiniz kişi bir insan; bunu sakın unutmayın. Siz, seçilecek olan Cumhurbaşkanının ya da başkanın bir insandan daha farklı bir şey mi olduğunu düşünüyorsunuz yani onu mu iddia ediyorsunuz? E, siz o zaman psikolojiyi mi reddediyorsunuz? Psikoloji denen bir gerçek var. Bir gün ya daha farklı psikolojide olursa bu seçilen kişi veya gelişen süreçte analitik yeteneklerini yitirirse veya farklı vesveselere kapılırsa ne olacak?

. Abdülhamit de iyi niyetlerle, halisane duygularla başladı ama ülkenin içinde bulunduğu gerilim, şartlar, saldırılar, kendisine düzenlenen suikast girişimi onda davranış farklılıklarına yol açtı. Sonuçta vesvese hastalığına tutuldu. Ne oldu? Ülkeyi daha baskı altına aldı. Çünkü korkuyordu; insan bu, doğal. Devlet başkanına bu yetkileri verebilirsiniz. Ama bir gün sabah kalkar, bir gün canı sıkılır, kızar, duygusal bir karar verebilir. Bunu kim denetleyecek?

. OHAL’de görüyoruz, Sayın Cumhurbaşkanı kızıp, öfkeyle, ilk çıkan kararnamelerde ne kadar kontrolsüz kararları çok rahat, bir günde çıkarabildi. Nitekim benim ilgilendiğim, eğitim alanında, 15 üniversiteyi, sadece adını değiştirerek, mütevelli heyetini değiştirerek ve sadece devletleştirerek; hiçbir millî servet kaybına yol açmadan, ekonomiye, hayata kazandırarak, 65 bin öğrenciyi de mağdur etmeden bunu çözebilirdi değil mi? Hayır, yapmadı. Hiç sormadı, ortak akla başvurmadı. YÖK Başkanı da bizimle birlikte televizyondan öğrendi. Ne oldu peki? 65 bin çocuğun 25 bini okulu bırakmak zorunda kaldı. Siz kabul edin, etmeyin ama realite bu, siz ses çıkarmadınız.

. 1921’de, savaş hâlindeyiz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışmalar var, Anayasa günlerce konuşuluyor, böyle aceleye getirmiyorlar. “Meclisin Türk milleti adına yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisindedir. Bu yetki devredilemez” maddesi bir ay tartışılıyor. Osmanlı’nın süreciyle Cumhuriyet süreci çakışmış, haklı olarak bazı insanlar bazı şeyleri içine sindiremiyor, Meclisin kanun yapma yetkisi tartışılıyor. Mustafa Kemal’in de süreçte konuşmaları var. “Sanıyorum ki milletin gerçek vekillerinden oluşan yüce Meclis artık bu yetkileri bir şahsa bırakmak istemiyor, kendi yapmak ve tamamen üzerine almak istiyor. Bunu (açıkça) ifade etmezsek, kanun değiştirmeye cesaret bulamayız” diyor.

. Şu an Meclis Başkanlığımızı yapan Sayın İsmail Kahraman Bey henüz Meclis Başkanı değilken, Birlik Vakfının yöneticisiyken, biliyorsunuz Hukukçular Kulübüyle bir Anayasa taslağı hazırlıyor. “Devlet başkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çalışmalarına katılamaz, kanun teklif edemez, devlet başkanının atadığı üst düzey yöneticiler Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayına tabidir. Devlet başkanı sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kabul ettiği bütçeyi kullanabilir, devlet başkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni feshedemez”

. 2019’da yürürlüğe girecek bu Anayasa için bu acele, bu telaş çok tedirgin edici, çok riskli. 1921’de savaş koşullarında bile çok uzun tartışmalar yapıldı. Bu Anayasa değişikliği milletin ortak sözleşmesi ise milletin iradesiyle değişmeli. Milletin iradesi Türkiye Büyük Millet Meclisinin değil mi? Oysa bu Anayasa teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekilleri tarafından değil, başka bir yerde yapıldı. Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığını yapan bir avukat arkadaş “Ben hazırladım, ben hallettim, biz pişirdik mutfakta” diyor. Birkaç aşçı hazırlamış göndermiş, burada sadece ısıtıp bizim önümüze getiriyorsunuz.

. Bir anekdotu aktarayım: Amerika Birleşik Devletleri’nde anayasa çalışmalarının bittiği gün o anayasanın mimarlarından Benjamin Franklin Philadelphia Kongre binasından çıkarken Elizabeth Powell diye bir kadın durduruyor ve soruyor: “Doktor Franklin, bu kongreden sonra neyimiz var? Monarşi mi, Cumhuriyet mi?” Franklin diyor ki: “Cumhuriyet. Tabii, eğer sahip çıkabilirseniz.”

 benzer haberler

‘İstifa da ahlaklı bürokrasinin bir parçasıdır’  

‘İstifa da ahlaklı bürokrasinin bir parçasıdır’

Nilüfer Müzik Festivali’ne rekor katılım  

Nilüfer Müzik Festivali’ne rekor katılım

Vali Küçük:”Hayatı durduran koruma olamaz”  

Vali Küçük:”Hayatı durduran koruma olamaz”